kan kokusunu özler misin/ bilir misin kan tatlıdır?
çiğ et kokusu,insanın üstüne zamk gibi yapışmasaydı eğer,
şerefsizim ki kasap olmak isterdim.
çocukluk hayali olmaktan öte bir şey bu.
doğarken babadan oğula geçen bir şey gibi hatta.
bıçağı bilemedeki güç,
eti sinirlerinden ve yağlarından ayırırken ki hasassiyet,
eti parçalara ayırırken ki naiflik,
o kıyma makinesine etleri tıkarken ki kararlılık...
orda bir yol var, uzakta, o yol bizim yolumuzdur. dönmesek de, varmasak da ,o yol bizim yolumuzdur un ezgisi kadar hüzünbaz bir şeydir benim için kasap-lık.

hemingway demiş ki...

zeki bir insan, bazen aptallarla vakit geçirebilmek için sarhoş olmak zorundadır!
bana neden bu kadar çok içiyorsun diye sormasın kimse bundan gayrı...

bakış açısının iç acıları # 3

dolmancé : " doğa bize yapılmasını istemediğimiz şeyi başkalarına yapmamamızı söylüyor." aptallar! her zaman için zevk peşinde koşmamızı öğütleyen, asla başka duyguya, başka esine yer vermeyen doğa, nasıl olur da bir sonraki anda, eşi benzeri olmayan bir tutarsızlıkla, eğer başkalarına acı verecekse bu zevkten bize kurtulmamızı buyurabilir?
ah! inanın eugénie, hepimizin annesi doğa, asla bize bizden başka bir söz etmez; onun sesi kadar bencil bir ses olamaz ve bu seste açık seçik işittiğimiz tek şey, kimin zararına olursa olsun kendimizi zevkten zevke atma konusunda bize verdiği kutsal ve değişmez öğüttür. ama ötekiler intikam alabilir, denir size. hele şükür ki, yalnızca en güçlü olan haklı çıkacaktır.
işte sevgili eugénie, bu insanlar böyle akıl yürütürler ve ben de deneyimimden ve incelemelerimden yola çıkarak ekliyorum. acımasızlık, bir ahlak bozukluğu olmanın ötesinde, doğanın bize nakşettiği ilk yasadır.
çocuk daha erişkin olmadan oyuncağını kırar, sütannenin memesini ısırır, kuşunu boğazlar.
çocuk daha erişkin olmadan oyuncağını kırar, sütannenin memesini ısırır, kuşunu boğazlar.
acımasızca davrandığında baş döndürmeyen tek bir kadın türü yoktur;
ne yazık ki, geleneklerimizin katılığı, daha doğrusu saçmalığı onların acımasızlığını pek az besler; saklanmak, kendilerini gizlemek, yüreklerinin derininde nefret ettikleri görülür iyilik edimleriyle eğilimlerini örtmek zorundadırlar;
ancak en karanlık örtüler altında, en büyük önlemleri alarak, güvenilir birkaç dostun yardımıyla kendilerini doğl edinimlerine teslim edebilirler;
ve çok kişi bu durumda olduğundan, sonuçta çok fazla bahtsız vardır.
onları tanımak mı istiyorsunuz?
acımasız bir gösteri duyurusu yapın: bir düello, bir yangın, bir muharebe, bir gladyatör dövüşü. nasıl üşüşürler göreceksiniz; ama bu fırsatlar onların ateşini körükleyecek kadar çok sayıda değildir: Kendilerini tutarlar ve acı çekerler!
m.d.s.

bakış açısının iç acıları # 2

madam de saint-ange:
bi-çare çılgın, erkeğin menisini ana yoldan saptırmak anlamına gelen bu kendini veriş tarzında en ufak bir kötülük olduğunu sanma; doğanın amacı kesinlikle üreme değildir.
doğa üremeye yalnızca hoşgörü gösterir; ve bu hoşgörüden yararlanmadığımızda, doğanın niyetlerini daha iyi yerine getirmiş oluruz. eugénie, bu can sıkıcı üremenin yeminli düşmanı ol ve yaşaması yalnızca gövdelerimizi berbat etmeye, bizdeki şehvet duygularını köreltmeye, yaşlandırmaya ve sağlığımızı rahatsız etmeye yarayan bu kalleş sıvının yolunu, evlilikte bile, sürekli şaşırt; kocanın bu kayıplara alışmasınaı sağla; tapınağını onurlandırmaktan uzaklaştıracak tüm yolları sun ona. çocuklardan nefret ettiğini söyle ona, hiç çocuk yapmaması için yalvar. buna uy güzelim, çünkü, seni uyarıyorum, üremeden öylesine dehşete kapılıyorum ki hamile kalırsan senin dostun olmaya hemen son veririm.
m.d.s

uzakdoğu mu lam burası?

konuşurken , geğiriği gelen!
akabinde,
konuşmasını, geğirmekle aynı anda sürdürebilen insan tipini içim almıyor.
genelde ciddi diyaloglarda ortaya çıkan konuşmaya devam etme durumunu ;
geğiren kişinin,
geğirdiğini çaktırmamaya çalışma çabasına veriyorum.
kasmaya gereke yok.
önce geğir canım kardeşim, sonra anlat.
sırayla.
bir de , doğasında, geğiriyomuş gibi konuşan bir grup var ki,
bu grubun lideri ömer çelakıl.

bakış açısının iç acıları

eugénie: ama bir sözcük sevgili dostum, bir sözcük çıktı ağzından,onu anlayamadım."orospu" ifadesiyle ne kastettin? özür dilerim ama biliyorsun, eğitilmek için burdayım ben.
madam de saint-ange: güzelim, erkeklerin sefahat aleminin kamusal kurbanlarına bu ad verilir. onlar kendilerini erkeklerin keyfine ya da çıkarına teslim etmeye her zaman hazırdırlar; mutlu ve saygıdeğer yaratıklardır onlar.kamuoyunca lekelenseler de şehvetin baştacıdır onlar ve sözüm ona namusluluk taslayanlardan, topluma dah agerekli olan bu kadınlar, toplumun haksız yere onları mahrum bırakmaya cüret ettiği saygınlığı bu topluma hizmet etmek uğruna seve seve feda ederler. bu sıfattan onur duyan kadınlar, çok yaşayın! gerçekten kibar kadınlardır onlar, gerçekten filozof olan yalnızca onlardır!
m.d.s.

kış sebzeleri
aslında bunu yazıp yazmama konusunda derin endişe ve tereddüt içerisindeyim.
dakikalardır, yazıyorum yazıyorum sayfayı kapatıyorum.
yazıyorum, siliyorum, gidip birine anlatıyorum, gülme krizine giriyorum, tekrar sil baştan alıyorum.
bilemedim nasıl yapsam, ne yapsam.
ver kurtul hesabı, yaz kurtul diyor içimden bir ses ama...
dün, arkadaşın evine klimacılar geldi .
bugün konuyla ilgili sohbet ederken, "klimayı takan adamın adını, dünyanın sonu gelse tahmin edemezsin" dedi.
baş harfini öğrendim ve akla zor gelen insan isimleri türetmeye başladım.
polat
peyami
pevzi
"imkansız bulman" dedikçe saçmalamaya başladım.
perfunde
piraye
pier
" insan isimlerini ele kafanda" , dedikten sonra da ufkumu genişleterek tahmin etmeye devam ettim.
pezevenk
puşt
porsuk
piç
preveze
"p ile başlıyor a ile bitiyor" , dedi,
" söyle hadiii çıkmıyor", dedim.
"pırasa" dedi, "adamın adı pırasa".
şimdi ilk tepki elbet ağız dolusu bir kahkaha oldu ama elbet inanmadım. benim gibi kafası fena çalışmayan birini kekleyecek daha iyi bir şeyler bulmasını söylediysem de, inandığı ne kadar somut soyut şey varsa, hepsi üzerine yemin etmeye hatta inanmadıgım için kendisine, bozulmaya başladı.
evin içinde diğer klimacı çalışanlarının, bu garibime, pırasa diye seslendiğini duyunca,
niye kendisine bu lakabı taktılar diye soran arkadaşıma,
pırasa'nın lakabı olmadığını,
gerçek adı olduğunu açıklayan esas oğlan;
arkadaşımın kahkasına ve inanmayan tavırlarına daha fazla karşı koyamayarak kimliğini gözüne gözüne sokmuş.
iyiden iyiye meraklanan arkadaşım da kardeşi olup olmadıgını, varsa onun adının ne oldugunu öğrenmek isteyince,
esas oğlan pırasa, ablası oldugundan ve adının da ıspanak oldugundan bahsetmiş.
işin bu kısmı ne kadar doğrudur bilemiyorum. belki acılı ve yaralı bir konu olduğu için ki aksi düşünülemez, dalgasını geçmiştir ıspanak konusunda.
hoş oğluna pırasa adını koyan zihniyet, kızına niye ıspanak koymasın bu da düşünülebilir.
bana bunu anlatan arkadaşın etrafında sabahtan beri dolanıp, kafa mı buluyorsun lam sen benle diye her sıkıştırdıgımda, olayın gerçekliğiyle ilgili yemin etmedik ana-bacı-kitap bırakmıyor.
annesinin de birebir şahit oldugu bu isim ve kimlik bilgisi durumunu istersem ispatlayabileceğini bile söylüyor.
velhasıl, huzursuzum. çok huzursuz.
"bir yanım inan ya adam doğru söylüyor resmen", derken,
diğer yanım "kızım bunu yersen 2009un keki olarak bu yıla damganı vurursun kendine gel "diyip duruyor.
ben de ww isem bu işin peşini bırakmam.
klimayı nerden aldı, kime taktırdı bir araştırayım hele, gerekirse sırf bu olay aydınlansın diye klimamı ordan alırım,pırasaya taktırırım.
yaparım.

bensanakralolamazsındemedim,kadınolamazsındedim
kemeraltında, adres sormak için bir elemana yanaştım,kibarlığıma tüküreyim,
"afedersiniz x yer ne tarafta", diye sordum.
"affffederim tabi afffetmem mi" , başlangıçlı bir cümleyle tarif etti ulaşmak istediğim yeri.
hiç beklemediğim hatunlar sağ gösterip sol çarparcasına, yeni flormarım, eski flormarım, aha bi de bu var flormarım türünden şeyler yazıyorlar ya, pek şaşıyorum. donup kalıyorum böyle. alla allaaaa, niye ki diye düşünüyorum.
flormar içerikli yazılar benim için bir dar boğaz,bir çıkmaz sokak.
diyeceğim o ki;
kadınlarımızdaki, kızlarımızdaki bu flormar tutkusu nedir ben anlamıyorum.anlamayı da anlamadığım kadar çok istiyorum. kadınlığımdan utanıyorum. nerelere gideyim, genlerimi mi kurcalatayım? ben de normal olayım istiyorum.ezikliğimle başa çıkmanın yollarnı arıyorum.
yazıya başlarken ilk paragraf ve ikinci paragraf arasında bir bağ vardı, gerçekten vardı.
ama neydi, nasıl bir köprü kurmuştum ikisi arasında anımsamıyorum . bırakıyorum dağınık kalıyor.
hamiş: flormarnedirneişeyarar

nietzsche ümitsiz. ona yardım edin.
cumartesi gecesi, buz gibi bira yanında, sigaramızı içebilelim diye kıçımız donarken,
titreyen ellerimizi ısıtmak için türlü metodlar denerken,
(eli yumruk yaparak ağzıdan verilen sıcak ve derin hohhh,
sürtünme kuvvetinin ısıya dönüşmesinden yararlanmak amaçlı, ellerin birbirine, pantalona sürtünmesi,
donmuş parmak uçlarının saç diplerine sokulması gibi ... )
konu, kana karışan alkol oranının zihinde meydana getirdiği hareketlenme sebebiyle olsa gerek daldan dala uçarken,
geldi geldi, benim nee kadar vicdanlı biri olup olmadığımda durdu.
beni çok iyi tanıyan bu iki insan, kendilerini kötülemeyi bile göze almak suretiyle, muhteşem yardımseverliğimden dem vururlarken, hop diyerek konuya el atma ihtiyacı duydum.
"yardıma ihtiyacı olan herhangi biri, yapabileceği şeyleri yapmış ve sonuç alamamış, son çare yardımıma başvurmuşsa varım. ancak yapabileceği şeyler varken,denememişken, çabalamamışken zart zurt, hatta zırt pırt benden yardım istiyorsa değil elimi , parmagımı bile vermem huleyyn. vicdanlıyımdır kabul ama, kullanıldığını ya da kötüye kullanıldığını hissettiğim an, şerefsizim ki o ulvi insandan eser kalmaz bende" , diye anlattım da anlattım.
bunun üzerine o kafayla çok hoşuma giden, şimdi düşündükçe alla alla o kadar da etkilenilesi bir şey değilmiş dediğim , yardım etme koşullarından bahsetti beni çok iyi tanıyan bu iki insandan biri.
* senden yardım etmeni istiyor mu?
* sen , yardım etmek istiyor musun?
* yardım edecek kudretin var mı?
* ilk 3 soruya evet dedin mi?
hesabı ödeyip kalktıktan sonra , iyiden iyiye soğuyan ve gecenin dibine vuran havaya rağmen tatlı tatlı yürürken, yanıma yaklaşan ve yüzü buruş buruş olan teyzeden, cebimde kalan son bozuklukla aldığım ıslak mendille son buldu gece.
çok iyi biriymişim lam meğersem ben.




