yine mi güzeliz yine mi çiçek...

otuz kez izlediğim halde , sırf bu sahne için yine izledim.
bu filmin ennnn güzel sahnesidir benim için.
hüzün basar, efkar dolar içime.
doluverir gözlerim,tutamam, salıveririm

yoklama

kim gitti dün?
delikanlı gibi söylesin " ben gittim be" diye.
nedenini sormayacağım,
kızmayacağım üstelik,
söz veriyorum!

what is the normal?

normal mi sence?

bir gün daha geçti, daha ne kadar var?
uzun bir uyku bu, içinde herşey var
bıraktığın her izi, sarfettiğin her sözü, kazıyorsan aklıma normal mi sence?
istemedim uyanmayı, bu soğuk uykudan;cevapları aradım, soruları sormadan,
düşürdüğün gölgeleri, düştüğü yerleri, kazıyorsan aklıma normal mi sence?

bakış açısının iç acıları # 4


dolmancé : şimdi ayrıntılara girelim ve utancın analiziyle başlayalım; iffetsiz duygulanımlara karşıt olan bu ödlekçe hareketi analiz edelim.
doğa insanın edepli olmasını amaçlasaydı eğer, kesinlikle onu çıplak doğurmazdı; uygarlık bakımından bizden daha az yozlaşmış olan sayısız halk çıplak doşalmakta ve hiçbir utanç hissetmemekte; giyinme alışkanlığının biricik temelinin hem havanın sertliği hem de kadınların süs merakı olduğundan kuşkunuz olmasın; kadınlar arzuların doğmasına yol açacak yerde bu etkileri önceden gözler önüne sererlerse bir süre sonra bu etkilerin tümünü yitireceklerini hissederler; doğa onları kusursuz yaratmamış olduğundan, bu kusurları süslerle gizlediklerinde hoşa gitmenin tüm yollarına sahip olacaklarını düşünürler; demek ki utanç, bir erdem olmanın ötesinde, ahlak bozukluğunun ilk etkilerinden başka bir şey değildi, kadınların süs merakının ilk araçlarından biriydi
.

m.d.s.

birilerini birilerine benzetme hastalığım var benim

televizyon karşısında amansız bir şekilde o kanaldan bu kanala geçerken gördüm bu kadını.

ikizi denebilecek kadar benzemiyor belki ama, mimik, kas hareketleri, havası, gülüşü beni ekrana kilitledi.

juliet binoche'u andırarak varlığını sürdürmek nasıl bir duygudur acaba?


gereksiz çok fazla şey düşünebilmek


derya arbaş.
güzel- vasat tarşılır.
ancak, gözle görünen bir gerçektir ki "duru" ya da "dupduru" sıfatlarını sonuna kadar hakeden bir kadındı(r) .
beyaz bisiklet / bir günlük aşk / gece melek ve bizim çocuklar,
hala o bunalımdan , bu bunalıma sokabilir bu filmler beni.

fondaki ses


the smell of death surrounds you


mim'lere sevgim değil ama saygım sonsuz.

haftalardır ortalarda görünmeyen, selamon 'un deyişiyle, misafirden gelen tabak boş gönderilmez kardeşim.


kavrulan leblebinin ve kahvenin kokusu,

mobilyacıların önünden geçerken dibime kadar çektiğim cila kokusu,

zippo çakmak benzininin kokusu,

fermantasyona uğramış portakalın kokusu ,

hayatımda ciddi anıları olan bu sebeple de iz bırakan ve etkilendiğim kokular olmakla beraber;

hayatımı değiştiren bir koku var ki, o kokudan, gösterip vermemek suretiyle bahsetmeyeceğim.

destiny, destiny protect me from the world


i wanna be wanna be wanna be jim morrison diyor ya,
demesin öyle ,
çok fena gaza geliyorum.





enteresan

dün gece,
arka sokaktaki camide
Atatürk'ün mevlidi vardı.